Onlar fark edemezler. Aslında ne hayranları, ne sevdikleri vardır arkadalarında kayıtsızca bıraktıkları. Kendilerini deli gibi sevenler aslında hep en yakınındakilerdir ama onlar beyaz atlı prenslerini hep uzaklarda ararlar. Keşfedilmeyi, kozasından çıkmak için gün sayan muhtemel bir kelebek gibi beklerler. Bilmezler hiç de beklemedikleri birinin ona her gece şiirler yazdığını.
Ne hayaller süsler bazıları hatta bir gülümsemelerine ne canlar kopar en derinlerden. Gene de farkında olmazlar. Bazense onlar bizi, bizden daha iyi tanırlar. Öyledir ki ayakta uyumaya devam ederiz fakat karşımızdaki biricik sevgilimiz değil de canlı bir aynadır.
Bizde fark ederiz küçük ama önemli ayrıntıları. Girilen ilk diyaloglardaki sersem bakışmalar ve tedirgin tavırlar.
Ellerin sık sık saçlara gitmesi, manasız tebessümler ve ellerin tekrar saçlarla birleşmesi...
Göz kaçırmalar, şirin ve tecrübesiz tavırlar...
Ertesi sabah aşık olduğunuzu fark edersiniz. Oysa bilemezsiniz birkaç ay sonra ne kadar gereksiz bir sebepten ötürü ayrılacağınızı. Artık sabahları erkenden kalkmaların bir anlamı vardır. Sonuna kadar gitmek istediğiniz anlarda bile kaygılar yerlerini engin mutluluklara bırakmıştır artık. Ağaçlar yapraklarını dökmeye başladığı vakit mevsimlerden sonbahar olur. Bu sonbahar bir garip ilişkinizin de sonbaharıdır.
Birkaç ay öncesinde yemeğe çıkarken ayna karşısında dakikalarca süslenilip, tekrar tekrar makyaj yapılırken bugün aynalara bakılmaz bile. Cümleler kalıplaşmıştır, sonsuz gökyüzü bile sıkıcı gelmeye başlamıştır ve artık ne eski sevişmeler ne de yeni öpücükler tat verir.
İlkler yaşanmış, sonun başlangıcına gelinmiştir. Yaşanacaklar yaşanmıştır ve karşınızdaki ne sevgiliniz ne de çok iyi bir dostunuzdur artık.
Yeni çiçekler koklanmalı, yeni yasaklı bahçelere girilip başka ateşler yakılmalıdır. Sanki el ele caddelerde yürünmemiş, yapılan kavgaların ortasında dudaklara hiç yapışılmamış ve vücudun en değerli eserleri umarsızca sergilenmemişçesine artık birer iki yabancı olunmuştur.
Görkemli denizlerin belli belirsiz kıyılarına vuran dalgalar gibi inişli çıkışlı aşk yaşantılarından arda kalanlar da şüphesiz ilkler ve o klişe veda konuşmaları olmuştur. Yaşanması gerekiyordu, yaşanmıştı. Bitmesi gerekiyordu, zor da olsa giden gitmiş, bitmesi gereken de bitmişti.
Bu tür sonlarda Pinhani'nin dizeleri çınlar yeniden kulaklarınızda; ''O her zaman gülen yüzün, bazen hüzünlü bir şarkıdır.''
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder