Kadın bedeni tanrının insanların nefsini ölçmek için kullandığı en iyi silahıdır. Sadece erkekleri sınamak için demiyorum öyle ki çoğu kadın da hemcinslerinin tahrik edici vücutlarından ötürü yanmayı göze almaktadır.
Kadın vücudu sürpriz çıkışlarının ardında daha artan belirsizliklere sahip bir labirent gibidir. Aslında giriş ve çıkışlar her zaman yön duygusu çok vasat olan birisi tarafından dahi bilinir fakat bir kadın bedenine öylesine sahip çıkar ki o anda ister istemez sizi çıkmaz sokaklara yönlendirebilir.
Sizler bu giriş çıkışları istediğinize yorumlaya durun, bir kadın kusursuz bedeni ile öylece karşımda dururken ben bütün harita bilgilerimden oluyorum. Onların nice fantezilerde başrol oynamalarının nedenleri ayrıcalıklı yaratılmış olmalarıdır.
Sadece ojeli ayak parmaklarına ve muhteşem baldırlara sahip oldukları için değil de daha çok dişi tavırlarından ötürü onları el üstünde tutuyorum çünkü bir kadın ve bir erkek sadece hormonal farklılıklarla ayrılan değildir, onlar tamamen farklı bir gezegenin farklı insanlarıdır ve fark arayışından olsa gerek bizler onları bizim yaşamımıza sokabildiğimiz kadar severler bizi..
Bir gün sohbetlerin ''geçen gün yine sevişiyorum'' diye başladığı bir masada bulunmuştum. Adamlar büyük bir zevkle kadınlarını nasıl inlettiklerini anlatıyordu. Kadınlar sevişiyorlardı adamlar ise insanlığa bir şeyler kanıtlama peşindeydi. O inletme sohbetlerinden çıkarttığım şey erkeklerin çoğu kez arkadaş arasında ön plana çıkmak amacıyla bazı kadınlarla birlikte olduğu ve bu tür şeyleri gereksiz yere çok büyüttükleriydi.
Acaba kadınlar erkeklerdeki bu tür egoların farkında oldukları için hatta bazılarına da acıdıkları için mi onlarla yatıyordu ? Ya da onlar da bir önceki gece kiminle ve nasıl yattıklarını bütün detaylarına kadar anlatıp da kendi ortamlarında dikkat çekmeye çalışıyorlar mıydı ?
Onları rahatsız ve taciz etmeden bir güzel inceleyin ve tanrı ile gurur duyun...
Kadınları böylesine şımartmak istemem fakat sistem erkekler için pek de adil değil. Bazı kurallar gerçekten doğruysa ölünce çok ızdırap çekeceğiz bu cinsiyet yüzünden. Garip bir çelişki ve paradokstur ki bizler başta o vücutlar için bütün mal varlığımızı seferber etsek bile işimiz bittiğinde arkamıza bakmadan çekip gideriz çoğu zaman.
Belki o vücutların bağımlısı olmaktan korkarız belki de yeni yasaklı bahçelere girip yeni çiçekler koklamak isteriz. Bu vurdumduymazlıktan olsa gerek bazı kadınlar bedenlerini para karşılığı belirli bir süre ile ödünç verirler bize.
Belki bize bağlanmaktan korktukları için belki de tanrı vergisi bedenlerinden para da kazanmak istedikleri için yaparlar bunu...
Ve o fahişeler bize bağlanmaktan korktukları için bizi sadece paramız için seviyormuş gibi yaparlar ama alaycı gülüşlerinin arkasındaki zavallılıklarını çoğu kez kapatamazlar.
Kadın vücudu sürpriz çıkışlarının ardında bile daha da artan belirsizliklere sahip bir dolambaç gibidir. Bir kadın ise başlı başına soru işaretidir.
Hatta onlar tamamen farklı bir gezegenin farklı insanlarıdır ve fark arayışından olsa gerek onları bizim yaşamımıza sokabildiğimiz kadar severler bizi...
22 Ocak 2013 Salı
15 Ocak 2013 Salı
Aşk ve Ruh İkizi
Aşk için çok şey söyledim. Çoğu da zaten önceleri söylenmiş şeylerdi. Aşk bir hastalıktır, zaaftır, alışkanlıktır falan. Bence hepsinden de öte bir sarhoşluktur. Tadı güzel bir içkiyle sarhoş olabilmenin ayrıcalığıdır aşk. Kusması bile zevklidir o içkiyi. Sonunda kusacağını bile bile midene doldurursun o içkiyi. Herkes düşer bu paradoksa çünkü herkesin biraz kafayı dağıtmaya ihtiyacı vardır. Ama diyorum ya kusarken bile bir şeyler hissedersin. Farklı bir şeyleri içerir o hisler, farklı olduğu için tatlı gelir insana. O içkiden hiç içmeyen sözde bilinçli insanlar vardır. Sağda solda içkinin, kusmanın zararlarını anlatırlar bir aptal gibi. Onlar evlerine sadece anahtarlarıyla girebilirken, her akşam yemeklerini yalnız yerken ve yataklarına tek başlarına uzanırken içlerine doğru kusarlar aşağılıklarını fakat farkında bile olmazlar. Bütün bunları herkes bir dönem yaşamış olmalı ki, insanlar içerler o içkiyi, vakti dolunca herkes kusar aşkını ve herkes çıkardıklarının o hayal kırıklığı yaratacak gürüntüsüne rağmen yeni içkiler denemeye devam eder. Etmelidirler çünkü. Ta ki sarhoşluklarının sürmesine rağmen kusmayacaları ve kendilerine iyi gelecek bir içki bulana dek...
Aşk işte böyle bir arayıştır...
Hani diyor ya usta '' En güzel çocuk henüz doğmadı. En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız'' diye
Dünya'nın en güzel aşkı da yaşanmadı henüze..
En azından siz duruma böyle bakın ve bu işin öncüsü olmaya koyulun. Sevin, sevişin, okuyun, dans edin ve arayın AŞKINIZI.
Aşkı sakın küçümsemeyin. Çünkü '' AŞK '' derken gerçek bir ruh ikizinden bahsedemiyorum ben...
Bu gerçekten de sanıldığından çok daha önemli bir kavram. Bu dünya üzerinde herkesin tam ve net bir ruh ikizi vardır diye düşünüyorum. Hatta hayatımızı hep onu arayarak geçiriyoruz ve çok büyük ihtimalle onu bulamadan ya da başkalarını o sanarak tamamlıyoruz aşk yaşantılarımızı.
İnsanlar ileride para kazanmak için çok çalışırlar. Bu çalışma bir işte çalışma da olabilir, ders çalışma da fakat çoğu kişi bunu sadece seçtiği için değil ileride kendisine itibar ve para getirecek olmasını sevdiği için uygular.
Peki, neden amaçlar bu kadar basittir ?
Ya da şöyle sorayım, gerçek bir ruh ikizini bulmuş, ona onun kendisini sevdiği kadar çok aşık olmuş birisi sizce böyle fani şeylere ihtiyaç duyamaya devam eder mi ? Bütün egolarından ve insanların %95'inin kendisine hedef olarak gördüğü şeylerden arınmış olmaz mı ?
Evet... Bal gibi de olur. Aşk bizi dünya üzerinde var olmaya devam eden bütün lükslerden, ihtiyaçlardan ve hırslardan alıkoyar. Bu yüzden büyüleyici bir şeydir. Hem sarhoşluktur hem de büyük bir bilinçlenme ve arınmadır. Aynı tanrı konusundaki gibi insanlar ortaya aşk diye bir kelime attıklarında şöyle bir duraksarlar. Halbuki tanımı basittir;AŞK=RUH İKİZİDİR.
Her anlamda bizi tamamlayan bir ruh ikizi. Zaaflarımızı bile çok seven, yataktan ilk kalktığımız anda bile göz göze gelmek ve onu öpmek isteyeceğimiz birisi. Dünya üzerinde bizi tamamen tamamlayabilen bir insan daha var. En hararetli kavgalarımızdan bile tatlı bir zevk almamıza neden olacak bir aşkı taşıyor bu insan. Bizimle hemen hemen aynı şeyleri yaşamış, yaşanılanlardan da benzer şeyleri çıkartmış bir insan. Onunla ilk karşılaştığınız anda bile sizin onu,onun da sizi '' işte bu benim dünya üzerindeki ruh ikizimdir ! '' diye yanına çağırıp, yıllardır birbirinizi arıyor olmanın acısıyla dakikalarca sarılmanız mümkündür...
Dikkat edin bu ana kadar hiç cinsiyet farklılıklarından bahsetmedim. İnsan hormonlarıyla ters düşecek olsa da bu ruh ikizi sizin kadın olmanıza rağmen Dünya'nın öbür ucundaki bir kadın da olabilir.
Zaten aşk, şu dünyada benden bir tane daha yok diyememektir. Tarihteki ve gelecekteki bütün aşkları kapsayan yegane kavramdır ruh ikizi.
Sözde aşklarda geçen sıkıcı kavramlar vardır. Alışmak, sıkılmak gibi. Halbuki gerçek bir aşkta kişinin ruh ikizine alışması gerekmez. Zaten kendisi onda da vardır, onda da kendisinden parçalar. Ve bir insan kendi ruh ikizinden sıkılamaz. Aksi taktirde kendinden bıkmış olması gerekir ki buda FELAKETTİR. Böyleleri aşık bile olamaz.
Şimdi bir bakalım elimizde neler var ve nelerden bahsetmişiz...
Ruh ikizi nedir, neden onu bulmalıyız, neden geçici aşklarda fazla oyalanmamalıyız ve gerçek bir aşkın hayatımıza katacakları gibi konulardan haberdarsanız artık. Onunla birlikte olduğunuz zaaman dünyanın bütün güzelliklerini görebileceğiniz ve daha önce de belirttiğim gibi onunlayken insanların %95'inin kendisine hedef olarak görüdüğü şeylerden uzaklaşabileceğiniz bir ruh ikizi sizi mutlak bir kıvanç ve bohemlik verecektir. Bu yüzden aşkın bana göre birkaç kelimeyle tanımından bahsetmeden önce diyeceğim şudur ki;
Tutkuyla sevin her şeyi. Çiçeği, böçeği, kızları ya da erkekleri. Çünkü sevgi, saygı yetmez. Tutku ve hayal serpiştirilmelidir aşklara. Ya Nurulllah Genç 'in de bir şiirinde dediği gibi '' seni yaşamadan ölmeyeceğim'' diyerek sevmelisiniz ya da sıkıcı ve yalan ilişkilerinize devam etmeye razı olmalısınız. Ve gerçek bir aşkı yaşayamadan ölmeyi kabullenmesini bilmesiniz...
Ben bu tür kabullenmelere gerek yok. Siz siz olun ve konu aşk olduğu vakit gururunuzu ve mantığınızı bir yere koyun ve kalbinize, vicdanınıza kulak verin. Biraz sarhoşluktan kimseye zarar gelmez... :))
AŞK; sanrıdır. Yanılgıdır. Kötüdür, pistir, kakadır. Mucizedir. Geçicidir. Tutkuludur. Çekiçidir. Rüyadır. Masumdur. Kötü bir şakadır. Hem vardır hem yoktur. Bütünleşmektir. Sarılmaktır. Biz olmaktır. Gözyaşıdır. Aptal bir sırıtmaktır. Sa!aklaşmaktır. Sevişmektir. Hayaldir. Utangaçlıktır. Kıskanmaktır. Candır. Duygusal saçmalıklardır. Dibe vurmaktır. Bir insanın başına gelebilecek en güzel şeydir. Çelişkidir. Kavuşamamaktır. Unutamamaktır. Etkilenmektir, özlemektir. Alışkanlıktır. Gereksinimdir. Aranandır. SARHOŞLUKTUR. İlahidir...
Aşk işte böyle bir arayıştır...
Hani diyor ya usta '' En güzel çocuk henüz doğmadı. En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız'' diye
Dünya'nın en güzel aşkı da yaşanmadı henüze..
En azından siz duruma böyle bakın ve bu işin öncüsü olmaya koyulun. Sevin, sevişin, okuyun, dans edin ve arayın AŞKINIZI.
Aşkı sakın küçümsemeyin. Çünkü '' AŞK '' derken gerçek bir ruh ikizinden bahsedemiyorum ben...
Bu gerçekten de sanıldığından çok daha önemli bir kavram. Bu dünya üzerinde herkesin tam ve net bir ruh ikizi vardır diye düşünüyorum. Hatta hayatımızı hep onu arayarak geçiriyoruz ve çok büyük ihtimalle onu bulamadan ya da başkalarını o sanarak tamamlıyoruz aşk yaşantılarımızı.
İnsanlar ileride para kazanmak için çok çalışırlar. Bu çalışma bir işte çalışma da olabilir, ders çalışma da fakat çoğu kişi bunu sadece seçtiği için değil ileride kendisine itibar ve para getirecek olmasını sevdiği için uygular.
Peki, neden amaçlar bu kadar basittir ?
Ya da şöyle sorayım, gerçek bir ruh ikizini bulmuş, ona onun kendisini sevdiği kadar çok aşık olmuş birisi sizce böyle fani şeylere ihtiyaç duyamaya devam eder mi ? Bütün egolarından ve insanların %95'inin kendisine hedef olarak gördüğü şeylerden arınmış olmaz mı ?
Evet... Bal gibi de olur. Aşk bizi dünya üzerinde var olmaya devam eden bütün lükslerden, ihtiyaçlardan ve hırslardan alıkoyar. Bu yüzden büyüleyici bir şeydir. Hem sarhoşluktur hem de büyük bir bilinçlenme ve arınmadır. Aynı tanrı konusundaki gibi insanlar ortaya aşk diye bir kelime attıklarında şöyle bir duraksarlar. Halbuki tanımı basittir;AŞK=RUH İKİZİDİR.
Her anlamda bizi tamamlayan bir ruh ikizi. Zaaflarımızı bile çok seven, yataktan ilk kalktığımız anda bile göz göze gelmek ve onu öpmek isteyeceğimiz birisi. Dünya üzerinde bizi tamamen tamamlayabilen bir insan daha var. En hararetli kavgalarımızdan bile tatlı bir zevk almamıza neden olacak bir aşkı taşıyor bu insan. Bizimle hemen hemen aynı şeyleri yaşamış, yaşanılanlardan da benzer şeyleri çıkartmış bir insan. Onunla ilk karşılaştığınız anda bile sizin onu,onun da sizi '' işte bu benim dünya üzerindeki ruh ikizimdir ! '' diye yanına çağırıp, yıllardır birbirinizi arıyor olmanın acısıyla dakikalarca sarılmanız mümkündür...
Dikkat edin bu ana kadar hiç cinsiyet farklılıklarından bahsetmedim. İnsan hormonlarıyla ters düşecek olsa da bu ruh ikizi sizin kadın olmanıza rağmen Dünya'nın öbür ucundaki bir kadın da olabilir.
Zaten aşk, şu dünyada benden bir tane daha yok diyememektir. Tarihteki ve gelecekteki bütün aşkları kapsayan yegane kavramdır ruh ikizi.
Sözde aşklarda geçen sıkıcı kavramlar vardır. Alışmak, sıkılmak gibi. Halbuki gerçek bir aşkta kişinin ruh ikizine alışması gerekmez. Zaten kendisi onda da vardır, onda da kendisinden parçalar. Ve bir insan kendi ruh ikizinden sıkılamaz. Aksi taktirde kendinden bıkmış olması gerekir ki buda FELAKETTİR. Böyleleri aşık bile olamaz.
Şimdi bir bakalım elimizde neler var ve nelerden bahsetmişiz...
Ruh ikizi nedir, neden onu bulmalıyız, neden geçici aşklarda fazla oyalanmamalıyız ve gerçek bir aşkın hayatımıza katacakları gibi konulardan haberdarsanız artık. Onunla birlikte olduğunuz zaaman dünyanın bütün güzelliklerini görebileceğiniz ve daha önce de belirttiğim gibi onunlayken insanların %95'inin kendisine hedef olarak görüdüğü şeylerden uzaklaşabileceğiniz bir ruh ikizi sizi mutlak bir kıvanç ve bohemlik verecektir. Bu yüzden aşkın bana göre birkaç kelimeyle tanımından bahsetmeden önce diyeceğim şudur ki;
Tutkuyla sevin her şeyi. Çiçeği, böçeği, kızları ya da erkekleri. Çünkü sevgi, saygı yetmez. Tutku ve hayal serpiştirilmelidir aşklara. Ya Nurulllah Genç 'in de bir şiirinde dediği gibi '' seni yaşamadan ölmeyeceğim'' diyerek sevmelisiniz ya da sıkıcı ve yalan ilişkilerinize devam etmeye razı olmalısınız. Ve gerçek bir aşkı yaşayamadan ölmeyi kabullenmesini bilmesiniz...
Ben bu tür kabullenmelere gerek yok. Siz siz olun ve konu aşk olduğu vakit gururunuzu ve mantığınızı bir yere koyun ve kalbinize, vicdanınıza kulak verin. Biraz sarhoşluktan kimseye zarar gelmez... :))
AŞK; sanrıdır. Yanılgıdır. Kötüdür, pistir, kakadır. Mucizedir. Geçicidir. Tutkuludur. Çekiçidir. Rüyadır. Masumdur. Kötü bir şakadır. Hem vardır hem yoktur. Bütünleşmektir. Sarılmaktır. Biz olmaktır. Gözyaşıdır. Aptal bir sırıtmaktır. Sa!aklaşmaktır. Sevişmektir. Hayaldir. Utangaçlıktır. Kıskanmaktır. Candır. Duygusal saçmalıklardır. Dibe vurmaktır. Bir insanın başına gelebilecek en güzel şeydir. Çelişkidir. Kavuşamamaktır. Unutamamaktır. Etkilenmektir, özlemektir. Alışkanlıktır. Gereksinimdir. Aranandır. SARHOŞLUKTUR. İlahidir...
14 Ocak 2013 Pazartesi
Ayrılık (Sevgiliye Mektup)
İki kadeh rakı var mumlarla donatılmış masamızda. Bir uçta sen bir uçta da ben oturuyorum ve uğruna birbirimizi yıprattığımız, bitişi yakın ilişkimiz hakkında konuştuğumuz için özenle seçiyoruz kelimelerimizi.
Yudum yudum içtiğim rakımı kanıma karıştıkça ciddiyetimden tavizler vermeye başlıyorum. Zaten bilirsin hiç beceremem veda konuşmalarını hele ki mumlu masalarda.
Bacaklarınla, dudaklarınla, her şeyinle sen bu aptal masada bana eskiden baktığın gibi bakmıyorsun. Oysa ben içten içe şarkımızı mırıldanıyorum sersemce.
Kayıtsız bir fahişe gibi hayatıma renk katıyor, beni kah ağlatıp, kah güldürüyorsun ve hayatımdan çıkmak istiyorsun
Tanrılar fahişeleri sevmez sevgilim!
Tanrının insanları sınamak için verdiği nefsin tahrik ve fantezilerle bozulmasını sağlarsan yüzyıllardır süren bu oyunu bozarsın
Ben ne tanrıları kızdırmak ne de senin bacaklarından vazgeçmek isterim fakat bu oyunun kuralları çoktan belirlendi.
Senin bacak aralarından daha önemli şeyler de var benim yaşamaya çalıştığım hayatımda...
Başka bir bedenin başka bacak araları gibi. Doyumsuz sana göre belki de şerefsiz bir aşığınım ben ve bu doyumsuzluk seni daha çabuk unutmamı sağladığı için bu hazzıma da aşığım çünkü seni ve sana olan tutkumu, alışkanlığımı hatta zaafımı başka yollara sapmaya çalışaral yenmek durumundayım.
Çünkü sana aşık olmak gibi bir lüksüm yok benim. Hatırlıyor musun ilk ellerini sıkışımı ve masum tebessümlerimi ?
Yumuşacık ve kusursuz ellerin vardı, sıktığımda sonsuzluğa gitmiştim..
Şimdi aynı ellerle son kez tokalaşıyoruz, gene sonsuzluğa...
Süslü bacaklarını ve bırakmak istemediğim ama buna beni mecbur ettiğin ellerin al da git artık!! Bir de ağlayacak olursam şimdi, ne hesap veririm gururuma ey SEVGİLİ ?!
Yudum yudum içtiğim rakımı kanıma karıştıkça ciddiyetimden tavizler vermeye başlıyorum. Zaten bilirsin hiç beceremem veda konuşmalarını hele ki mumlu masalarda.
Bacaklarınla, dudaklarınla, her şeyinle sen bu aptal masada bana eskiden baktığın gibi bakmıyorsun. Oysa ben içten içe şarkımızı mırıldanıyorum sersemce.
Kayıtsız bir fahişe gibi hayatıma renk katıyor, beni kah ağlatıp, kah güldürüyorsun ve hayatımdan çıkmak istiyorsun
Tanrılar fahişeleri sevmez sevgilim!
Tanrının insanları sınamak için verdiği nefsin tahrik ve fantezilerle bozulmasını sağlarsan yüzyıllardır süren bu oyunu bozarsın
Ben ne tanrıları kızdırmak ne de senin bacaklarından vazgeçmek isterim fakat bu oyunun kuralları çoktan belirlendi.
Senin bacak aralarından daha önemli şeyler de var benim yaşamaya çalıştığım hayatımda...
Başka bir bedenin başka bacak araları gibi. Doyumsuz sana göre belki de şerefsiz bir aşığınım ben ve bu doyumsuzluk seni daha çabuk unutmamı sağladığı için bu hazzıma da aşığım çünkü seni ve sana olan tutkumu, alışkanlığımı hatta zaafımı başka yollara sapmaya çalışaral yenmek durumundayım.
Çünkü sana aşık olmak gibi bir lüksüm yok benim. Hatırlıyor musun ilk ellerini sıkışımı ve masum tebessümlerimi ?
Yumuşacık ve kusursuz ellerin vardı, sıktığımda sonsuzluğa gitmiştim..
Şimdi aynı ellerle son kez tokalaşıyoruz, gene sonsuzluğa...
Süslü bacaklarını ve bırakmak istemediğim ama buna beni mecbur ettiğin ellerin al da git artık!! Bir de ağlayacak olursam şimdi, ne hesap veririm gururuma ey SEVGİLİ ?!
12 Ocak 2013 Cumartesi
Tadı Damakta Kalan ilişkiler
Onlar fark edemezler. Aslında ne hayranları, ne sevdikleri vardır arkadalarında kayıtsızca bıraktıkları. Kendilerini deli gibi sevenler aslında hep en yakınındakilerdir ama onlar beyaz atlı prenslerini hep uzaklarda ararlar. Keşfedilmeyi, kozasından çıkmak için gün sayan muhtemel bir kelebek gibi beklerler. Bilmezler hiç de beklemedikleri birinin ona her gece şiirler yazdığını.
Ne hayaller süsler bazıları hatta bir gülümsemelerine ne canlar kopar en derinlerden. Gene de farkında olmazlar. Bazense onlar bizi, bizden daha iyi tanırlar. Öyledir ki ayakta uyumaya devam ederiz fakat karşımızdaki biricik sevgilimiz değil de canlı bir aynadır.
Bizde fark ederiz küçük ama önemli ayrıntıları. Girilen ilk diyaloglardaki sersem bakışmalar ve tedirgin tavırlar.
Ellerin sık sık saçlara gitmesi, manasız tebessümler ve ellerin tekrar saçlarla birleşmesi...
Göz kaçırmalar, şirin ve tecrübesiz tavırlar...
Ertesi sabah aşık olduğunuzu fark edersiniz. Oysa bilemezsiniz birkaç ay sonra ne kadar gereksiz bir sebepten ötürü ayrılacağınızı. Artık sabahları erkenden kalkmaların bir anlamı vardır. Sonuna kadar gitmek istediğiniz anlarda bile kaygılar yerlerini engin mutluluklara bırakmıştır artık. Ağaçlar yapraklarını dökmeye başladığı vakit mevsimlerden sonbahar olur. Bu sonbahar bir garip ilişkinizin de sonbaharıdır.
Birkaç ay öncesinde yemeğe çıkarken ayna karşısında dakikalarca süslenilip, tekrar tekrar makyaj yapılırken bugün aynalara bakılmaz bile. Cümleler kalıplaşmıştır, sonsuz gökyüzü bile sıkıcı gelmeye başlamıştır ve artık ne eski sevişmeler ne de yeni öpücükler tat verir.
İlkler yaşanmış, sonun başlangıcına gelinmiştir. Yaşanacaklar yaşanmıştır ve karşınızdaki ne sevgiliniz ne de çok iyi bir dostunuzdur artık.
Yeni çiçekler koklanmalı, yeni yasaklı bahçelere girilip başka ateşler yakılmalıdır. Sanki el ele caddelerde yürünmemiş, yapılan kavgaların ortasında dudaklara hiç yapışılmamış ve vücudun en değerli eserleri umarsızca sergilenmemişçesine artık birer iki yabancı olunmuştur.
Görkemli denizlerin belli belirsiz kıyılarına vuran dalgalar gibi inişli çıkışlı aşk yaşantılarından arda kalanlar da şüphesiz ilkler ve o klişe veda konuşmaları olmuştur. Yaşanması gerekiyordu, yaşanmıştı. Bitmesi gerekiyordu, zor da olsa giden gitmiş, bitmesi gereken de bitmişti.
Bu tür sonlarda Pinhani'nin dizeleri çınlar yeniden kulaklarınızda; ''O her zaman gülen yüzün, bazen hüzünlü bir şarkıdır.''
Ne hayaller süsler bazıları hatta bir gülümsemelerine ne canlar kopar en derinlerden. Gene de farkında olmazlar. Bazense onlar bizi, bizden daha iyi tanırlar. Öyledir ki ayakta uyumaya devam ederiz fakat karşımızdaki biricik sevgilimiz değil de canlı bir aynadır.
Bizde fark ederiz küçük ama önemli ayrıntıları. Girilen ilk diyaloglardaki sersem bakışmalar ve tedirgin tavırlar.
Ellerin sık sık saçlara gitmesi, manasız tebessümler ve ellerin tekrar saçlarla birleşmesi...
Göz kaçırmalar, şirin ve tecrübesiz tavırlar...
Ertesi sabah aşık olduğunuzu fark edersiniz. Oysa bilemezsiniz birkaç ay sonra ne kadar gereksiz bir sebepten ötürü ayrılacağınızı. Artık sabahları erkenden kalkmaların bir anlamı vardır. Sonuna kadar gitmek istediğiniz anlarda bile kaygılar yerlerini engin mutluluklara bırakmıştır artık. Ağaçlar yapraklarını dökmeye başladığı vakit mevsimlerden sonbahar olur. Bu sonbahar bir garip ilişkinizin de sonbaharıdır.
Birkaç ay öncesinde yemeğe çıkarken ayna karşısında dakikalarca süslenilip, tekrar tekrar makyaj yapılırken bugün aynalara bakılmaz bile. Cümleler kalıplaşmıştır, sonsuz gökyüzü bile sıkıcı gelmeye başlamıştır ve artık ne eski sevişmeler ne de yeni öpücükler tat verir.
İlkler yaşanmış, sonun başlangıcına gelinmiştir. Yaşanacaklar yaşanmıştır ve karşınızdaki ne sevgiliniz ne de çok iyi bir dostunuzdur artık.
Yeni çiçekler koklanmalı, yeni yasaklı bahçelere girilip başka ateşler yakılmalıdır. Sanki el ele caddelerde yürünmemiş, yapılan kavgaların ortasında dudaklara hiç yapışılmamış ve vücudun en değerli eserleri umarsızca sergilenmemişçesine artık birer iki yabancı olunmuştur.
Görkemli denizlerin belli belirsiz kıyılarına vuran dalgalar gibi inişli çıkışlı aşk yaşantılarından arda kalanlar da şüphesiz ilkler ve o klişe veda konuşmaları olmuştur. Yaşanması gerekiyordu, yaşanmıştı. Bitmesi gerekiyordu, zor da olsa giden gitmiş, bitmesi gereken de bitmişti.
Bu tür sonlarda Pinhani'nin dizeleri çınlar yeniden kulaklarınızda; ''O her zaman gülen yüzün, bazen hüzünlü bir şarkıdır.''
9 Ocak 2013 Çarşamba
Çelişki
Çelişki seni öldürür. Çelişki işkencedir. Çelişki buz tutmuş bir göldür. Çelişki buz tutmuş gölün çatladığı andır. Çelişki, göldeki çatlağa saplanıp donmaya başlamandır. Çelişki, yardım istemek için açtığın ağzına dolan sudur..
Gelecekteki Sevgiliye Mektup
Sevgili sevgilim..
Sana bu mektubu sen şimdi çook uzaklardayken ve ben ne yazık ki seninle henüz tanışmamışken yazıyorum. Sana seni her daim mutlu kılacağıma dair bir söz verirsem hata yapmış olurum. Sen beni henüz belki tanımıyorsun ama ben ancak mutlu iken başkalarını mutlu edebilirim.. Yani bu biraz da senin bana vereceğin mutlulukla alakalı. Fakat ben bazen bana vereceğin her şeyin hakkını veremeyebilirim.
Böyle durumlarda bana kızma, çok da keyifli bir ailem olmadı benim. Aşkı küçük yaşta anne ve babamda değil sokaklarda öpüşen çiftlere imrenerek fark ettim. Hayatıma olumlu olumsuz çok şey katacağını düşünüyorum. Bu kısa bir sarhoşluk, uzun vadede daha da büyük bir yalnızlık ya da sadece cinsel birleşimler olabilir. Hayat o kadar karmaşık bir hal alabilir ki, bir gün belki senden bile sıkılabilirim. Bazı günler senden kaçmak isteyebilirim ya da ansızın sana sarılıp uyumak. Böyle durumlarda benden korkacak gibi olursan...
Allah, benim sana en çok ihtiyacım olduğu zamanda verecektir seni bana. En azından bu içgüdüsel düşünce benim seni sabırla beklememi sağlıyor. Anlatabiliyor muyum senin benim için olan önemini? Sensizlikten yani acizlikten bir salak gibi tanrıyı katıyorum cümlelerimin arasına. Yoksa daha klasik yoldan ''Seni seviyorum aşkım bebeğim'' mi demeliydim?
Biz birlikteyken her şeyin üstesinden gelebiliriz. Belki birbirimize çok güzel çok pahalı hediyeler alamayabiliriz ya da ben seni sana kendini çok ünlü çok önemli birisiymiş gibi hissettirecek yerlerde yemek yemeye götüremeyebilirim. Ama el ele dünyayı dolaşabiliriz mesela. Elimizde bir harita bile olmadan her yeri gezip kaybolmayı göze alabiliriz sanki. Evet, evet birlikteyken böyle şeyleri deneyebiliriz. Belki bir ara hiçbir insanın barınmak istemeyeceği bir yerde çadır kurup içinde ve dışında günlerce yaşamayı deneyebiliriz. Ve emin ol artık mutlu da olabilirz, sen ve ben artık ''biz'' olmuşken.
Her sabah ilk kalkan öbürünü öperek uyandırabilir mesela. Hatta bu bir adet, gelenek görenek ya da kalıcı olması için daha ne gerekiyorsa ondan olmalı bence. Senden bu tür çılgın deneyimlerde benimle olmanı istersem ve böyle durumlarda benden korkacak gibi olursan...
Dur daha söyleyeceklerim bitmedi. Dedim ya anne ve babam kadın erkek ilişkilerinde bana pek iyi örnek olmadılar diye, işte bazen istemsiz olarak bana en çok yansıyan o kadın erkek ilişkisinden ötürü yolların acısını senden çıkarmayı deneyebileceğim zamanlar gelecektir. Böyle durumlarda benden korkacak gibi olursan...
Bu tür zamanlarda benden ayrı gitmek isteyecek gibi olursan, anlarım seni sevgilim. Anlarım seni ve zaten seni senden önce ben ayırırım kendimden. Hatta senin ruhun bile duymadan sana başka ve daha olgun yeni bir ''ben'' bile bulmaya çalışabilirim. Sırf ben, seni benden uzaklaştırdım diye yas tutmaya başlayacak gib olurken seni çok sevdiğim için bir de senin beni artık düşünmemen için yyaparım bunu.
anlatabiliyor muyum senin benim için olan ÖNEMİNİ ? Yoksa daha kısa yoldan ''Seni seviyorum aşkım bebeğim'' mi demeliydim sana? Sahi, mutlu olur muydun o zaman? Kusura bakma, sen benden bunu beklesen bile ben aşkı ve hislerimi böylesine zavallı kısa yollarla anlatamazdım sana. Zaten beni biraz anlayacak gibi olsan, sen de yetinmezsin seni seviyorumlarla.
Gelecek zamana geçmişten yazılmış bir yazıdır bu. İçinde kaygılarımı da hayallerimi de barındıran. Henüz seninle hiç tanışmadan ama bir gün mutlaka beraber olacağımızı bilen benim, sana seni daha tanımadan bile neler yazabileğimi gösteren bir mektup.
Sana bu mektubu sen şimdi çook uzaklardayken ve ben ne yazık ki seninle henüz tanışmamışken yazıyorum. Sana seni her daim mutlu kılacağıma dair bir söz verirsem hata yapmış olurum. Sen beni henüz belki tanımıyorsun ama ben ancak mutlu iken başkalarını mutlu edebilirim.. Yani bu biraz da senin bana vereceğin mutlulukla alakalı. Fakat ben bazen bana vereceğin her şeyin hakkını veremeyebilirim.
Böyle durumlarda bana kızma, çok da keyifli bir ailem olmadı benim. Aşkı küçük yaşta anne ve babamda değil sokaklarda öpüşen çiftlere imrenerek fark ettim. Hayatıma olumlu olumsuz çok şey katacağını düşünüyorum. Bu kısa bir sarhoşluk, uzun vadede daha da büyük bir yalnızlık ya da sadece cinsel birleşimler olabilir. Hayat o kadar karmaşık bir hal alabilir ki, bir gün belki senden bile sıkılabilirim. Bazı günler senden kaçmak isteyebilirim ya da ansızın sana sarılıp uyumak. Böyle durumlarda benden korkacak gibi olursan...
Allah, benim sana en çok ihtiyacım olduğu zamanda verecektir seni bana. En azından bu içgüdüsel düşünce benim seni sabırla beklememi sağlıyor. Anlatabiliyor muyum senin benim için olan önemini? Sensizlikten yani acizlikten bir salak gibi tanrıyı katıyorum cümlelerimin arasına. Yoksa daha klasik yoldan ''Seni seviyorum aşkım bebeğim'' mi demeliydim?
Biz birlikteyken her şeyin üstesinden gelebiliriz. Belki birbirimize çok güzel çok pahalı hediyeler alamayabiliriz ya da ben seni sana kendini çok ünlü çok önemli birisiymiş gibi hissettirecek yerlerde yemek yemeye götüremeyebilirim. Ama el ele dünyayı dolaşabiliriz mesela. Elimizde bir harita bile olmadan her yeri gezip kaybolmayı göze alabiliriz sanki. Evet, evet birlikteyken böyle şeyleri deneyebiliriz. Belki bir ara hiçbir insanın barınmak istemeyeceği bir yerde çadır kurup içinde ve dışında günlerce yaşamayı deneyebiliriz. Ve emin ol artık mutlu da olabilirz, sen ve ben artık ''biz'' olmuşken.
Her sabah ilk kalkan öbürünü öperek uyandırabilir mesela. Hatta bu bir adet, gelenek görenek ya da kalıcı olması için daha ne gerekiyorsa ondan olmalı bence. Senden bu tür çılgın deneyimlerde benimle olmanı istersem ve böyle durumlarda benden korkacak gibi olursan...
Dur daha söyleyeceklerim bitmedi. Dedim ya anne ve babam kadın erkek ilişkilerinde bana pek iyi örnek olmadılar diye, işte bazen istemsiz olarak bana en çok yansıyan o kadın erkek ilişkisinden ötürü yolların acısını senden çıkarmayı deneyebileceğim zamanlar gelecektir. Böyle durumlarda benden korkacak gibi olursan...
Bu tür zamanlarda benden ayrı gitmek isteyecek gibi olursan, anlarım seni sevgilim. Anlarım seni ve zaten seni senden önce ben ayırırım kendimden. Hatta senin ruhun bile duymadan sana başka ve daha olgun yeni bir ''ben'' bile bulmaya çalışabilirim. Sırf ben, seni benden uzaklaştırdım diye yas tutmaya başlayacak gib olurken seni çok sevdiğim için bir de senin beni artık düşünmemen için yyaparım bunu.
anlatabiliyor muyum senin benim için olan ÖNEMİNİ ? Yoksa daha kısa yoldan ''Seni seviyorum aşkım bebeğim'' mi demeliydim sana? Sahi, mutlu olur muydun o zaman? Kusura bakma, sen benden bunu beklesen bile ben aşkı ve hislerimi böylesine zavallı kısa yollarla anlatamazdım sana. Zaten beni biraz anlayacak gibi olsan, sen de yetinmezsin seni seviyorumlarla.
Gelecek zamana geçmişten yazılmış bir yazıdır bu. İçinde kaygılarımı da hayallerimi de barındıran. Henüz seninle hiç tanışmadan ama bir gün mutlaka beraber olacağımızı bilen benim, sana seni daha tanımadan bile neler yazabileğimi gösteren bir mektup.
8 Ocak 2013 Salı
Kadınlar ve Ben
Bir kitapta denk gelmiştim o kelimeye, ''Sersem sepelek.''
İşte ben de kadınlar tepemde oldukları zaman ( aslında onların tek yaptıkları farkında olmadan benimle aynı ortamda bulunmak fakat benim bu birlikteliğe bakış açım bu kadar rahat olmadığı için '' tepemde '' diye aşağılayıcı görünebilecek bir kelime kullanıyorum.) (Şimdi baktımda bir kelimeyi açıklamam asıl yazıdan daha uzun olmuş) (Tamam kesiyorum) aynen öyle hissediyorum.
Yanlarına ilk nasıl gitmeli, onların mı gelmesini beklemeli, onlarla neler konuşmalı, o oturacak gibi olurken sandalyesini mi itmeli yoksa biraz maço mu takılmalı, üşüdün mü deyip üstte altta ne varsa verilmeli mi yoksa sıcak bir sarılış mı gerekli, ya bir cümlemin içinde kullandığım bir kelime onu rahatsız ederse ya da ya ben onun henüz birkaç ay öncesinde dedesini kaybettiğini bilemeden karşısında ölümle dalga geçersem ?
Beni onlardan uzak tutan şey bir klişeler bir de gurur+kibir.
Ya reddedilirsem? Nasıl konuşmalı ki? Yoksa sıkılır mıyız birbirimizden? Ya çok aşık olursam? Ya beni aldatırsa? Aslında hepsi benim gibi korkak insanların birlikteliklerden kaçmak için sığındıkları aptallıklardır. Hatta kadınların bizim bunları düşündüğümüzü fark ettiklerinde bize acıyarak gülmelerine neden olan saplantılardır.
AŞKIN KLİŞESİ OLMAZ..
Fakat üzülmemek lazım çünkü birçok büyük insanın da hayatlarının büyük bir kısmında rol almış problemdir bu...
İşte ben de kadınlar tepemde oldukları zaman ( aslında onların tek yaptıkları farkında olmadan benimle aynı ortamda bulunmak fakat benim bu birlikteliğe bakış açım bu kadar rahat olmadığı için '' tepemde '' diye aşağılayıcı görünebilecek bir kelime kullanıyorum.) (Şimdi baktımda bir kelimeyi açıklamam asıl yazıdan daha uzun olmuş) (Tamam kesiyorum) aynen öyle hissediyorum.
Yanlarına ilk nasıl gitmeli, onların mı gelmesini beklemeli, onlarla neler konuşmalı, o oturacak gibi olurken sandalyesini mi itmeli yoksa biraz maço mu takılmalı, üşüdün mü deyip üstte altta ne varsa verilmeli mi yoksa sıcak bir sarılış mı gerekli, ya bir cümlemin içinde kullandığım bir kelime onu rahatsız ederse ya da ya ben onun henüz birkaç ay öncesinde dedesini kaybettiğini bilemeden karşısında ölümle dalga geçersem ?
Beni onlardan uzak tutan şey bir klişeler bir de gurur+kibir.
Ya reddedilirsem? Nasıl konuşmalı ki? Yoksa sıkılır mıyız birbirimizden? Ya çok aşık olursam? Ya beni aldatırsa? Aslında hepsi benim gibi korkak insanların birlikteliklerden kaçmak için sığındıkları aptallıklardır. Hatta kadınların bizim bunları düşündüğümüzü fark ettiklerinde bize acıyarak gülmelerine neden olan saplantılardır.
AŞKIN KLİŞESİ OLMAZ..
Fakat üzülmemek lazım çünkü birçok büyük insanın da hayatlarının büyük bir kısmında rol almış problemdir bu...
Gözlük Güzeline
Martılara simit atma sen!
Sana rağmen senin attığın lokları bile yerler belki ama sadece mecbur oldukları için yaparlar bunu.Sahte dünyaların yalan aşklarını yaşarken hep bir karaktere bürünmüş tiyatro oyuncusuydun sen.
Bak, bir saatlik makyajın nasıl da yakıştı..
O boyalı surat yeter sana yer edinebilmen için.
Ama yok!
Sorsalar gene seni seçer, gene parmaklarımla seni gösterirdim.
Sendin tasasız, sendin huzurlu.
Belki parandan, belki de içinde bulunduğun tiyatrodan bu denli zevk aldığın için bu kadar tasasızdın fakat martılara simit atma sen.
Bırak da zaten tek kahvaltısı simit ve çay olan birisi paylaşsın, o çok değer verdiğin simidinin sonunu. Çünkü martılara biraz attıktan sonra kalan lokmalarını denize atmaz o adam, sonunu paylaştığı simidinin...
O boyalı surat yeter sana yer edinebilmen için.
Ama yok!
Sorsalar gene seni seçer, gene parmaklarımla seni gösterirdim.
Sendin tasasız, sendin huzurlu.
Belki parandan, belki de içinde bulunduğun tiyatrodan bu denli zevk aldığın için bu kadar tasasızdın fakat martılara simit atma sen.
Bırak da zaten tek kahvaltısı simit ve çay olan birisi paylaşsın, o çok değer verdiğin simidinin sonunu. Çünkü martılara biraz attıktan sonra kalan lokmalarını denize atmaz o adam, sonunu paylaştığı simidinin...
Selda
Yüzünü ellerimin arasına alıp ona nefes mesafesinde durdum..Tam o an her şey olabilirdi.Öpüşebilirdik,Sarılabilirdik,Zaman durabilirdi,Ben durabilirdim,O durabilirdi... Ona baktım, gözlerinin içini inceledim, kirpiklerinin uzunluğunu, kusursuz sürdüğü rimeli, yanaklarının üzerindeki kırmızılığı, dudak içlerindeki çatlakları... Saçının alnından düşüp göz kapaklarının üzerine böylesi muhteşem değmesini açıklayamadım. Yanaklarının sıcaklığını avuçlarımda hissettiğim o anlar tarihe geçmedi. O dakikalarda trafik, terör olayları, uyuşturucu kaçakcıları ve kapitalizm tarihe geçti, istiklaldeki yol çalışması tarihe geçti, biz geçmedik.. Zaman doldu der gibi yüzünü biraz geri çekti. İnce parmaklarını arasında bir sigara tutuşturup yaktı ve o halde donup kaldı... Canımın içi, az önce fotoğrafına bakarken yüzünü avucumun içine aldım... Hiç eskimemiş fotoğrafın..
7 Ocak 2013 Pazartesi
Misal
- Aşkı küçümsemeyin..
Ve dikkat edin, bazıları da utana sıkıla sizin saçlarınızı parmak uçlarıyla hissetme peşinde olabilir. Narsist bir insan değilseniz her zaman en çok sevdiğinizin yanında bulunun. Gizli gizli de olsa saçlarını okşayın. Uzaktan sevmenin aşk-ı mucizesini yaşayın.
'Birine ne çok bağlanın ne de her çiçekten bal almanın peşine düşün.'
Yoksa birinde pervasız sevdiceğin gizli gizli saçlarını okşarken bulursunuz kendinizi, hatta ona hiç vermeyeceğiniz ama hepsi onun adına ve aşkına olan şiirler yazarsınız ve pasif bir aşık olarak kalır mutsuz ve yalnız ölürsünüz..
Birinde ise o kadar çok çiçeğe konarsınız ki artık benim o çok kıymet verdiğim öpüşmeleriniz bile anlamsızlaşır. Her sabah kolunuza, göbeğinize yazılmış telefon numaralarıyla uyanırsınız ve bu olay örgüsü bir süre size zevk verip egonuzu tatmin etse de aşkı küçümsemenize ve onu hor kullanmanıza neden olduğu için sizi sadece aşktan değil yaşamaktan da soğutur.
Benim sevdiğimin bende sadece bir takıntı olduğunu aslında onun tam olarak hayallerimdeki tiyatroyu oynayan karakter olmadığını fark ettiğimde anlamıştım.
Ulaşamıyordum, haliyle kafaya çok takıyor ve yok yere ona olan sevgimi içten içe besleyip büyütüyordum.
Ulaşılmazlık, kaprisler ve hatta ayrılıklar mı bizi daha çok aşık kılıyordu yoksa?

EVET...
6 Ocak 2013 Pazar
Doğmamış Çocuğa Mektup
Aslında diğer kalburüstü memur ailelerinin çocukları gibi makul birisi olmalıydım, fakat kontrolü elimde olmayan bir dürtü beni kötüye, karanlık ve gizemli olana, yeraltına yönlendiriyordu. Herkesin ışıklar altında gülüp eğlendikleri yerler dururken ben o sokağın arkasında neler olup bittiğini görmek istiyordum, çünkü ışık sadece göz kamaştırıcı ve gerçeklerden uzaktı.. Benim gözlerim karanlıkta açılıyordu.. Ve eğer birisi yoldan çıkmak istiyorsa onu hiçbir şey yanlışlıktan alıkoyamıyordu.
Ailemin beni yetiştirmeyerek aslında iyi yetiştirdiğini düşünüyorum. Gene de ben ilerde tatlı bir kız çocuğu yetiştirmek istiyorum, bugüne kadar tanıdıklarımdan farklı ve en azından biraz masumca bir kız çocuğu.
Ta ki büyüyene dek...
Ailemin beni yetiştirmeyerek aslında iyi yetiştirdiğini düşünüyorum. Gene de ben ilerde tatlı bir kız çocuğu yetiştirmek istiyorum, bugüne kadar tanıdıklarımdan farklı ve en azından biraz masumca bir kız çocuğu.
Ta ki büyüyene dek...
Sekiz
Güneşin söndüğünü sekiz dakika sonra anlarsın.
O sekiz dakika boyunca hayatın sonsuza dek süreceğini sanırsın.
Doğa yalan söyler sana..
Sen de sevildiğini sandın..
Yıllarca.
Ama artık güneşin söndüğünü öğrenmelisin küçük kız, değil mi ?
O sekiz dakika boyunca hayatın sonsuza dek süreceğini sanırsın.
Doğa yalan söyler sana..
Sen de sevildiğini sandın..
Yıllarca.
Ama artık güneşin söndüğünü öğrenmelisin küçük kız, değil mi ?
Düşünceler
Her düşünce bir diğerini doygunlukları ve aralarındaki uzaklık ölçüsünde çeker..
Birbirinden çok farklı gibi görünen düşüncelerin birleştiğine tanıklık ettin.
Çekim gücünün sınırlarını tanıdın.
Yok olmak ve yaratmak gibi düşüncelerin nasıl birbirlerine yaklaştıklarını gördün.
İnsanın yarattıkça yok olduğunu anladın..
Yaratıcılığın bedelinin yarattıkların kadar eksilmek olduğunu kabul ettin.
Ve amacın bu oldu.
Yaratarak yok olmak..
Son düşüncen de yok olana kadar yaratmak.
''Düşünceler mükemmel, ancak davranışlar kusurludur.''
Birbirinden çok farklı gibi görünen düşüncelerin birleştiğine tanıklık ettin.
Çekim gücünün sınırlarını tanıdın.
Yok olmak ve yaratmak gibi düşüncelerin nasıl birbirlerine yaklaştıklarını gördün.
İnsanın yarattıkça yok olduğunu anladın..
Yaratıcılığın bedelinin yarattıkların kadar eksilmek olduğunu kabul ettin.
Ve amacın bu oldu.
Yaratarak yok olmak..
Son düşüncen de yok olana kadar yaratmak.
''Düşünceler mükemmel, ancak davranışlar kusurludur.''
Sevgi
Sevgi, tırmananları birbirine bağlayan bi halattı.Biri düşerse diğerlerinin hayatta kalması için halatın kesilmesi gerekiyordu.Ancak sevgi, kesilemeyecek kadar kalın bir halattı ve sonunda herkes düşerdi.Aptallar sevdikleriyle düşer, kötüler sevdiklerini aşağı çeker...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




