24 Temmuz 2016 Pazar

Şarap

     Erkek erkeğe içilmesini önermediğim bir alkol çeşididir. Her türlü alkolü içtim. Şarabı da denedim. Ama bir kadınla denemek farklı oluyor. Belki klişe olacak ama şarap gerçekten benim için kadın demektir. Onu hissetmektir. Hızlı içmeyip her yudumunda onu incelemektir. Enseden başlayan masaj hissi veren o duyguyu onun gözlerine bakarak anlayabilmektir.
  İlk defa bir kadınla karşılık şarap içtiğimde anladım. Onu hissettim. Onun ruhuna dokundum. Benim ruhuma dokundu. Her şey tamamen karşılıklıydı. Ama çıkar ilişkisi gibi değildi. O istedi ben istedim. Ben sevdiğimi zannettim, O zaten seviyordu. O her halükarda o şişeyi içmek beni sonuna kadar yaşamak o günü hafızasına koyup hiç unutmamak istiyordu. Hayatına başka bir erkek girdiğinde aynı şeyleri yaşadığında aklına benim gelmemi ve o yaşadığımız günün başka bir erkekle yaşandığında bir ben duygusu yaşatmamasını istiyordu. Çünkü o kadın bana aşıktı.
  Ama ben ona aşık değildim. Sevişmek istiyordum. Onu istiyordum. Seviyordum ama böyle o üzümleri bağından koparıp, ezip, içindeki mayayla şekerledirip o şarabı elde etmek istemiyordum. Kolay yoldan tekelden bir anadolu alıp içmek istiyordum. Çünkü bilmiyordum. İlk deneyimimdir. Cinsel birleşim değil. Şarap ve Kadın... Beni seven bir kadın. Yaşadım ama dibine kadar değil. Aramız bozuktu zaten beraber değildik, ayrılmıştım aylar öncesinde...
  Çağırdım gel diye, keşke yapmasaydım. Bilemezdim gözlerime bakarak seni aldatmadım diyeceğini ve aldattığını ağzından duyacağımı. Oysa ki ben ona ayrıldıktan sonra saygı göstermiştim. Onun beklemediği saygıyı. Duyunca gözleri büyüdü anlayamadı. Ve bir bir döküldü aldattım seni dedi. Kovdum önce içimden sonra kalbimden. Gitmedi...
  Attım dışarıya üzüldüm mü? Hayır.
Oturdum ve kalan son kadeh şarabımı içtim.

Sevemedi...

    Ayık yazmak bana göre olmadı. Ayık sevmek gibi...

Bazen sevebiliyor muyum? Diye sorar oluyorum kendime. İnsanların dakikalarımı,saatlerimi ve günlerimi çalmaması için kendime bir kural koydum O'ndan sonra. Bana bir katkısı varsa hayatımda da yeri vardır. Eğer yoksa çizdiğim 4 şeritli otobanda istediği yöne doğru gidebilir...

    Gün geçmiyor ki bir kadın daha çıkmasın karşıma bana seni sevi-yorumlu cümleler kurmasın. Çok garip yollardan bazen, çok basit yollardan karşıma çıkıyorlar. Bana senden hoşlanıyorum, çok harika birisin gibi cümleler kuruyorlar. Ben harika olduğumu düşünmüyorum. Hiçbir zaman dört dörtlük bir insan olmaya çalışmadım. Her zaman dört ikilik bir insan olmaya çalıştım. En azından ne olduğumu bilmek için boyumu hiç aşmadım... Ama onlar beni severken kendilerini aştılar. Sığmayacakları kaba uyum sağlamaya çalıştılar. Sevmedikleri yemeği sevmiş gibi yemeye kalktılar. Bu durum beni onlardan itti. Yanlış anlaşılmasın kadınlara hayranım vücutlarına, beyinlerine, bakışlarına...

    Ama yalanlarına, yapmacık konuşmalarına vb. durumları hiçbir zaman kabullenemedim. Oradan gidesim ondan gidesim geldi. Ve gittim...

17 Mayıs 2013 Cuma

Matematik

''Düşün! Bize, matematik dünyasının kurgusal ve sonsuz olduğu öğretildi. Bunu kabul ederim. 1'den sonra 2 gelir dendi. Bunu da kabul ederim. Ama sonra, 1ile 2 arasındaki sonsuzluğu düşündüm. Peki o nereye gitti? İrrasyonel sayılar varken bir sayıdan sonra diğer bir tam sayı nasıl gelebilir? Eğer 1'den sonra virgül konursa ve bunun da kıçına sonsuz sayı konabiliyorsa 2 nasıl gelir? İşte! Soru bu! Yanıtsız bir soru. Ve işte matematiğin hatası! Dolayısıyla matematik yok. Onun üzerine kurulmuş dünya düzeni de yok... Ama ben anlayabilirim. Anlayabilirim bu sorunu. Ve o zaman ortaya yaklaşık sayılar çıkar. Yani hiçbir sayı tam değildir. Hepsi tama yaklaşır. Ama varamaz. Demektir ki, 1,999...9'u bize 2 diye yutturmaya çalışan bir dünyanın çocuklarıyız. Ve dünya da aslında tam gibi görünürken, aslında bir irrasyonellik harikası. İşte bunun için hayat yoktur. Olsa dahi o da irrasyoneldir! Yani anlamsızdır. Ne bir başlama nedeni, ne de bir oluş nedeni vardır. Evrende uçuşan kocaman bir irrasyonellik. Tabii ki dünyanın bir anlamı olması gerekmiyor. Belki de onu anlamlandıran üzerinde yaşayan akıl sahibi yaratıklardır. Ama onların da bizi getirdiği nokta ortada!''

Ön Sevişme

Ben hayata değil, ama ölüme inandım. ''Hayat yok ama ölüm var!'' dedim kendime. Ve boşalmanın, seks ne kadar uzun sürerse o kadar zevkli olduğunu düşünerek, hayat ne kadar sürerse ölümün de o kadar muhteşem olacağına inandım. Ve elimden geldiğince hayatla sevişmemi uzatmaya çalışıyorum. Tek kurtuluşum bu.

22 Ocak 2013 Salı

Kadın Vücudu

    Kadın bedeni tanrının insanların nefsini ölçmek için kullandığı en iyi silahıdır. Sadece erkekleri sınamak için demiyorum öyle ki çoğu kadın da hemcinslerinin tahrik edici vücutlarından ötürü yanmayı göze almaktadır.
    Kadın vücudu sürpriz çıkışlarının ardında daha artan belirsizliklere sahip bir labirent gibidir. Aslında giriş ve çıkışlar her zaman yön duygusu çok vasat olan birisi tarafından dahi bilinir fakat bir kadın bedenine öylesine sahip çıkar ki o anda ister istemez sizi çıkmaz sokaklara yönlendirebilir.
    Sizler bu giriş çıkışları istediğinize yorumlaya durun, bir kadın kusursuz bedeni ile öylece karşımda dururken ben bütün harita bilgilerimden oluyorum. Onların nice fantezilerde başrol oynamalarının nedenleri ayrıcalıklı yaratılmış olmalarıdır.
    Sadece ojeli ayak parmaklarına ve muhteşem baldırlara sahip oldukları için değil de daha çok dişi tavırlarından ötürü onları el üstünde tutuyorum çünkü bir kadın ve bir erkek sadece hormonal farklılıklarla ayrılan değildir, onlar tamamen farklı bir gezegenin farklı insanlarıdır ve fark arayışından olsa gerek bizler onları bizim yaşamımıza sokabildiğimiz kadar severler bizi..
    Bir gün sohbetlerin ''geçen gün yine sevişiyorum'' diye başladığı bir masada bulunmuştum. Adamlar büyük bir zevkle kadınlarını nasıl inlettiklerini anlatıyordu. Kadınlar sevişiyorlardı adamlar ise insanlığa bir şeyler kanıtlama peşindeydi. O inletme sohbetlerinden çıkarttığım şey erkeklerin çoğu kez arkadaş arasında ön plana çıkmak amacıyla bazı kadınlarla birlikte olduğu ve bu tür şeyleri gereksiz yere çok büyüttükleriydi.
    Acaba kadınlar erkeklerdeki bu tür egoların farkında oldukları için hatta bazılarına da acıdıkları için mi onlarla yatıyordu ? Ya da onlar da bir önceki gece kiminle ve nasıl yattıklarını bütün detaylarına kadar anlatıp da kendi ortamlarında dikkat çekmeye çalışıyorlar mıydı ?
    Onları rahatsız ve taciz etmeden bir güzel inceleyin ve tanrı ile gurur duyun...
    Kadınları böylesine şımartmak istemem fakat sistem erkekler için pek de adil değil. Bazı kurallar gerçekten doğruysa ölünce çok ızdırap çekeceğiz bu cinsiyet yüzünden. Garip bir çelişki ve paradokstur ki bizler başta o vücutlar için bütün mal varlığımızı seferber etsek bile işimiz bittiğinde arkamıza bakmadan çekip gideriz çoğu zaman.
    Belki o vücutların bağımlısı olmaktan korkarız belki de yeni yasaklı bahçelere girip yeni çiçekler koklamak isteriz. Bu vurdumduymazlıktan olsa gerek bazı kadınlar bedenlerini para karşılığı belirli bir süre ile ödünç verirler bize.
    Belki bize bağlanmaktan korktukları için belki de tanrı vergisi bedenlerinden para da kazanmak istedikleri için yaparlar bunu...
    Ve o fahişeler bize bağlanmaktan korktukları için bizi sadece paramız için seviyormuş gibi yaparlar ama alaycı gülüşlerinin arkasındaki zavallılıklarını çoğu kez kapatamazlar.
    Kadın vücudu sürpriz çıkışlarının ardında bile daha da artan belirsizliklere sahip bir dolambaç gibidir. Bir kadın ise başlı başına soru işaretidir.
 
    Hatta onlar tamamen farklı bir gezegenin farklı insanlarıdır ve fark arayışından olsa gerek onları bizim yaşamımıza sokabildiğimiz kadar severler bizi...

15 Ocak 2013 Salı

Aşk ve Ruh İkizi

  Aşk için çok şey söyledim. Çoğu da zaten önceleri söylenmiş şeylerdi. Aşk bir hastalıktır, zaaftır, alışkanlıktır falan.  Bence hepsinden de öte bir sarhoşluktur. Tadı güzel bir içkiyle sarhoş olabilmenin ayrıcalığıdır aşk. Kusması bile zevklidir o içkiyi. Sonunda kusacağını bile bile midene doldurursun o içkiyi.  Herkes düşer bu paradoksa çünkü  herkesin biraz kafayı dağıtmaya ihtiyacı vardır. Ama diyorum ya kusarken  bile bir şeyler hissedersin. Farklı bir şeyleri içerir o hisler, farklı olduğu için tatlı gelir insana.   O içkiden hiç içmeyen sözde bilinçli insanlar vardır. Sağda solda içkinin, kusmanın zararlarını anlatırlar bir aptal gibi. Onlar evlerine sadece anahtarlarıyla girebilirken, her akşam yemeklerini yalnız yerken ve yataklarına tek başlarına uzanırken içlerine doğru kusarlar aşağılıklarını fakat farkında bile olmazlar. Bütün  bunları herkes bir dönem yaşamış olmalı ki, insanlar içerler o içkiyi, vakti dolunca herkes kusar aşkını ve herkes çıkardıklarının o hayal kırıklığı yaratacak gürüntüsüne rağmen yeni içkiler denemeye devam eder. Etmelidirler çünkü. Ta ki sarhoşluklarının sürmesine rağmen kusmayacaları ve kendilerine iyi gelecek bir içki bulana dek...
   Aşk işte böyle bir arayıştır...
   Hani diyor ya usta '' En güzel çocuk henüz doğmadı. En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız'' diye
   Dünya'nın en güzel aşkı da yaşanmadı henüze..
   En azından siz duruma böyle bakın ve bu işin öncüsü olmaya koyulun. Sevin, sevişin, okuyun, dans edin ve arayın AŞKINIZI.
   Aşkı sakın küçümsemeyin. Çünkü '' AŞK '' derken gerçek bir ruh ikizinden bahsedemiyorum ben...
   Bu gerçekten de sanıldığından çok daha önemli bir kavram. Bu dünya üzerinde herkesin tam ve net bir ruh ikizi vardır diye düşünüyorum. Hatta hayatımızı hep onu arayarak geçiriyoruz ve çok büyük ihtimalle onu bulamadan ya da başkalarını  o sanarak tamamlıyoruz aşk yaşantılarımızı.
   İnsanlar ileride para kazanmak için çok çalışırlar. Bu çalışma bir işte çalışma da olabilir, ders çalışma da fakat çoğu kişi bunu sadece seçtiği için değil ileride kendisine itibar ve para getirecek olmasını sevdiği için uygular.
   Peki, neden amaçlar bu kadar basittir ?
   Ya da şöyle sorayım, gerçek bir ruh  ikizini bulmuş, ona onun kendisini sevdiği kadar çok aşık olmuş birisi sizce böyle fani şeylere ihtiyaç duyamaya devam eder mi ? Bütün egolarından ve insanların %95'inin kendisine hedef olarak gördüğü şeylerden arınmış olmaz mı ?
   Evet... Bal gibi de olur. Aşk bizi dünya üzerinde var olmaya devam eden bütün lükslerden, ihtiyaçlardan ve hırslardan alıkoyar. Bu yüzden büyüleyici bir şeydir. Hem sarhoşluktur hem de büyük bir bilinçlenme ve arınmadır. Aynı tanrı konusundaki gibi insanlar ortaya aşk diye bir kelime attıklarında şöyle bir duraksarlar. Halbuki tanımı basittir;AŞK=RUH İKİZİDİR.

  Her anlamda bizi tamamlayan bir ruh ikizi. Zaaflarımızı bile çok seven, yataktan ilk kalktığımız anda bile göz göze gelmek ve onu öpmek isteyeceğimiz birisi. Dünya üzerinde bizi tamamen tamamlayabilen bir insan daha var. En hararetli kavgalarımızdan  bile tatlı bir zevk almamıza neden olacak bir aşkı taşıyor bu insan. Bizimle hemen hemen aynı şeyleri yaşamış, yaşanılanlardan da benzer şeyleri çıkartmış bir insan. Onunla ilk karşılaştığınız anda bile sizin onu,onun da sizi '' işte  bu benim dünya üzerindeki ruh ikizimdir ! '' diye yanına çağırıp, yıllardır birbirinizi arıyor olmanın acısıyla dakikalarca sarılmanız mümkündür...
   Dikkat edin bu ana kadar hiç cinsiyet farklılıklarından bahsetmedim. İnsan hormonlarıyla ters düşecek olsa da bu ruh ikizi sizin kadın olmanıza rağmen Dünya'nın öbür ucundaki  bir kadın da olabilir.
   Zaten aşk, şu dünyada benden bir tane daha yok diyememektir. Tarihteki ve gelecekteki bütün aşkları kapsayan yegane kavramdır ruh ikizi.
   Sözde aşklarda geçen sıkıcı kavramlar vardır. Alışmak, sıkılmak gibi. Halbuki gerçek  bir aşkta kişinin ruh ikizine alışması gerekmez. Zaten kendisi onda da vardır, onda da kendisinden parçalar. Ve bir insan kendi ruh ikizinden sıkılamaz. Aksi taktirde kendinden bıkmış olması gerekir ki buda FELAKETTİR. Böyleleri aşık bile olamaz.
    Şimdi bir bakalım elimizde neler var ve nelerden bahsetmişiz...
    Ruh ikizi nedir, neden onu bulmalıyız, neden geçici aşklarda fazla oyalanmamalıyız ve gerçek bir aşkın hayatımıza katacakları gibi konulardan haberdarsanız artık. Onunla birlikte olduğunuz zaaman dünyanın bütün güzelliklerini görebileceğiniz ve daha önce de belirttiğim gibi onunlayken insanların %95'inin kendisine hedef olarak görüdüğü şeylerden uzaklaşabileceğiniz bir ruh ikizi sizi mutlak bir kıvanç ve bohemlik verecektir. Bu yüzden aşkın bana göre birkaç kelimeyle tanımından bahsetmeden önce diyeceğim şudur ki;
   Tutkuyla sevin her şeyi. Çiçeği, böçeği, kızları ya da erkekleri. Çünkü sevgi, saygı  yetmez. Tutku ve hayal serpiştirilmelidir aşklara. Ya Nurulllah Genç 'in de bir şiirinde dediği gibi '' seni yaşamadan ölmeyeceğim'' diyerek sevmelisiniz ya da sıkıcı ve yalan ilişkilerinize devam etmeye razı olmalısınız. Ve gerçek bir aşkı yaşayamadan ölmeyi kabullenmesini bilmesiniz...
   Ben bu tür kabullenmelere gerek yok. Siz siz olun ve konu aşk olduğu vakit gururunuzu ve mantığınızı bir yere koyun ve kalbinize, vicdanınıza kulak verin. Biraz sarhoşluktan kimseye zarar gelmez... :))
   AŞK; sanrıdır. Yanılgıdır. Kötüdür, pistir, kakadır. Mucizedir. Geçicidir. Tutkuludur. Çekiçidir. Rüyadır. Masumdur. Kötü bir şakadır.  Hem vardır hem yoktur. Bütünleşmektir. Sarılmaktır. Biz olmaktır. Gözyaşıdır. Aptal bir sırıtmaktır. Sa!aklaşmaktır. Sevişmektir. Hayaldir. Utangaçlıktır. Kıskanmaktır. Candır. Duygusal saçmalıklardır. Dibe vurmaktır. Bir insanın başına gelebilecek en güzel şeydir. Çelişkidir. Kavuşamamaktır. Unutamamaktır. Etkilenmektir, özlemektir. Alışkanlıktır. Gereksinimdir. Aranandır. SARHOŞLUKTUR. İlahidir...

14 Ocak 2013 Pazartesi

Ayrılık (Sevgiliye Mektup)

  İki kadeh rakı var mumlarla donatılmış masamızda. Bir uçta sen bir uçta da ben oturuyorum ve uğruna birbirimizi yıprattığımız, bitişi yakın ilişkimiz hakkında konuştuğumuz için özenle seçiyoruz kelimelerimizi.
  Yudum yudum içtiğim rakımı kanıma karıştıkça ciddiyetimden tavizler vermeye başlıyorum. Zaten bilirsin hiç beceremem veda konuşmalarını hele ki mumlu masalarda.
  Bacaklarınla, dudaklarınla, her şeyinle sen bu aptal masada bana eskiden baktığın gibi bakmıyorsun. Oysa  ben içten içe şarkımızı mırıldanıyorum sersemce.
  Kayıtsız bir fahişe gibi hayatıma renk katıyor, beni kah ağlatıp, kah güldürüyorsun ve hayatımdan çıkmak istiyorsun
  Tanrılar fahişeleri sevmez sevgilim!
  Tanrının insanları sınamak için verdiği nefsin tahrik  ve fantezilerle bozulmasını sağlarsan yüzyıllardır süren bu oyunu bozarsın
  Ben ne tanrıları kızdırmak ne de senin bacaklarından vazgeçmek isterim fakat bu oyunun kuralları çoktan belirlendi.
  Senin bacak aralarından daha önemli şeyler de var benim yaşamaya çalıştığım hayatımda...
  Başka bir bedenin başka bacak araları gibi. Doyumsuz  sana göre belki de şerefsiz bir aşığınım ben ve bu doyumsuzluk seni daha çabuk unutmamı sağladığı için bu hazzıma da aşığım çünkü seni ve sana olan tutkumu, alışkanlığımı hatta zaafımı  başka yollara sapmaya çalışaral yenmek durumundayım.
  Çünkü sana aşık olmak gibi bir lüksüm yok benim. Hatırlıyor musun ilk ellerini sıkışımı ve masum tebessümlerimi ?
  Yumuşacık ve kusursuz ellerin vardı, sıktığımda sonsuzluğa gitmiştim..
  Şimdi aynı ellerle son kez tokalaşıyoruz, gene sonsuzluğa...
  Süslü bacaklarını ve bırakmak istemediğim ama buna beni mecbur ettiğin ellerin al da git artık!! Bir de ağlayacak olursam şimdi, ne hesap veririm gururuma ey SEVGİLİ ?!