İki kadeh rakı var mumlarla donatılmış masamızda. Bir uçta sen bir uçta da ben oturuyorum ve uğruna birbirimizi yıprattığımız, bitişi yakın ilişkimiz hakkında konuştuğumuz için özenle seçiyoruz kelimelerimizi.
Yudum yudum içtiğim rakımı kanıma karıştıkça ciddiyetimden tavizler vermeye başlıyorum. Zaten bilirsin hiç beceremem veda konuşmalarını hele ki mumlu masalarda.
Bacaklarınla, dudaklarınla, her şeyinle sen bu aptal masada bana eskiden baktığın gibi bakmıyorsun. Oysa ben içten içe şarkımızı mırıldanıyorum sersemce.
Kayıtsız bir fahişe gibi hayatıma renk katıyor, beni kah ağlatıp, kah güldürüyorsun ve hayatımdan çıkmak istiyorsun
Tanrılar fahişeleri sevmez sevgilim!
Tanrının insanları sınamak için verdiği nefsin tahrik ve fantezilerle bozulmasını sağlarsan yüzyıllardır süren bu oyunu bozarsın
Ben ne tanrıları kızdırmak ne de senin bacaklarından vazgeçmek isterim fakat bu oyunun kuralları çoktan belirlendi.
Senin bacak aralarından daha önemli şeyler de var benim yaşamaya çalıştığım hayatımda...
Başka bir bedenin başka bacak araları gibi. Doyumsuz sana göre belki de şerefsiz bir aşığınım ben ve bu doyumsuzluk seni daha çabuk unutmamı sağladığı için bu hazzıma da aşığım çünkü seni ve sana olan tutkumu, alışkanlığımı hatta zaafımı başka yollara sapmaya çalışaral yenmek durumundayım.
Çünkü sana aşık olmak gibi bir lüksüm yok benim. Hatırlıyor musun ilk ellerini sıkışımı ve masum tebessümlerimi ?
Yumuşacık ve kusursuz ellerin vardı, sıktığımda sonsuzluğa gitmiştim..
Şimdi aynı ellerle son kez tokalaşıyoruz, gene sonsuzluğa...
Süslü bacaklarını ve bırakmak istemediğim ama buna beni mecbur ettiğin ellerin al da git artık!! Bir de ağlayacak olursam şimdi, ne hesap veririm gururuma ey SEVGİLİ ?!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder